top of page

Tags

Çocuğa Ödül Vermek de Ceza Vermek Gibi mi? | Klinik Psikolog Cansu Varol

  • Yazarın fotoğrafı: Cansu Varol
    Cansu Varol
  • 27 Ara 2025
  • 7 dakikada okunur

Çocuğa Ödül Vermek de Ceza Vermek Gibi mi? | Klinik Psikolog Cansu Varol


Giriş | “Aferin”in Bedeli

“Eğer oyuncaklarını toplarsan sana çikolata veririm.” “Bağırmaya devam edersen çizgi filmi kapatırım.”

Birçok anne baba için bu cümleler tanıdıktır. Günlük yaşamın koşturmacasında, çocukların davranışlarını yönlendirmek çoğu zaman hızlı sonuç isteyen bir ihtiyaç haline gelir. Bazen bir ödül işe yarar, bazen de bir ceza… Ama peki uzun vadede bu yöntemler çocukta ne bırakır?

Bir çocuk bir davranışı “doğru olduğu için” mi yapar, yoksa “ödül alacağı için” mi?Bir davranışı “yanlış olduğunu fark ettiği için” mi yapmaz, yoksa “ceza korkusundan” mı kaçınır?

Bu soruların cevabı, çocuğun davranışının içsel mi yoksa dışsal bir mekanizmayla mı yönlendirildiğini belirler. Ödül ve ceza farklı uçlarda görünse de, psikolojik olarak aynı sistemin iki yüzüdür. Her ikisi de çocuğun davranışını dışsal sonuçlar üzerinden yönetir.


1. Ödül ve Ceza: Aynı Paranın İki Yüzü

Psikoloji tarihinde davranışçılık akımı, insan davranışını şekillendirmek için uzun yıllar “ödül ve ceza”yı temel araç olarak kullandı. B.F. Skinner’ın deneylerinde hayvanlar doğru davranışlarında yiyecek (ödül), yanlışlarında elektrik şoku (ceza) alıyorlardı. Bu sistemde davranış, dışsal bir etkiye tepkiyle şekilleniyor; bireyin iç dünyası, niyetleri ya da duyguları önem taşımıyordu.


Benzer bir mantık çocuk eğitimine de taşındı:

  • Ödül istenen davranışı artırmak için,

  • Ceza istenmeyeni azaltmak için kullanıldı.


Kısa vadede bu yaklaşımın işe yaradığı görülebilir. Çocuklar ödevlerini yapar, kavga etmeyi bırakır, odalarını toplar. Ancak uzun vadede bu davranışlar çocuğun içsel anlam dünyasından kopar; doğru olanın içselleştirilmesi yerine, dışsal bir sonuca koşullandırma gerçekleşir.

Bir davranışın kalıcı olabilmesi için, çocuk onu “neden yaptığını” anlayabilmelidir. Ödül ve ceza sistemi, bu anlam inşasını engeller.


2. Çocuğun Zihninde Ne Olur?

Bir çocuk ödül aldığında beyninde dopamin salgılanır. Dopamin, motivasyon ve haz duygusuyla ilişkili bir nörotransmitterdir. Yani ödül, beynin “haz merkezini” uyarır. Ancak bu sistemin tehlikeli yanı, dopaminin “bağımlılık mekanizması”yla da aynı şekilde çalışmasıdır.

Zamanla çocuk şu içsel kodlamayı geliştirir:

“Doğru davranış = ödül.”

Bir süre sonra ödül gelmediğinde dopamin döngüsü bozulur; motivasyon düşer, davranış sönmeye başlar.

Ceza tarafında ise beynin amigdala bölgesi devreye girer. Bu bölge “tehdit algısı”yla ilgilidir. Çocuk ceza aldığında, beyninde stres hormonları (kortizol ve adrenalin) artar. Bu da öğrenme sürecini zorlaştırır. Yani çocuğa “dersini yapmadığın için ceza” vermek, aslında öğrenme kapasitesini biyolojik olarak düşürür.

Sonuçta hem ödül hem ceza, çocuğu kısa vadeli dışsal yönlendirmelere bağımlı hale getirir; uzun vadede içsel denetim mekanizmasını zayıflatır.


3. “Ama Ödül Vermeyince Nasıl Motive Edeceğim?”

Bu soru neredeyse her ebeveyn eğitiminde gelir. Cevap: Ödülün yerine anlam, bağ ve katılım koymaktır.

Bir çocuğun davranışını motive eden şey, korku ya da ödül beklentisi değil, bağlılık hissidir. Çocuk, kendisini gören, anlayan ve değer veren bir ebeveynin rehberliğinde davranışlarını düzenlemeyi öğrenir.

Örnek:

“Oyuncağını toplarsan çikolata vereceğim.”yerine “Oyuncaklar yerde kaldığında ayağın takılabilir. Hadi birlikte toplayalım.”

İkinci cümlede, davranışın gerekçesi vardır. Çocuk, “toplamak doğru çünkü güvenli” mesajını alır. Birincisinde ise anlam kaybolur; davranış, sadece bir bedel karşılığı yapılır. Bu fark küçük görünse de, uzun vadede çocuğun davranışın nedenini anlamasıyla davranışın sonucuna koşullanması arasında derin bir fark yaratır.


4. Ödül Sisteminin Görünmeyen Bedeli

Ödül, sevgiyle karıştırıldığında çocuk için tehlikeli hale gelir. Çocuk, ebeveyninden gelen onayı sevgiyle eşleştirdiğinde şu inanç gelişir:

“Sadece iyi olduğumda sevilirim.”

Bu, ilerleyen yaşlarda mükemmeliyetçilik, onay bağımlılığı, performans kaygısı gibi örüntülere dönüşebilir.


Küçük bir örnek:

Elif, 10 yaşında. Derslerinde başarılı olduğu zaman annesi onu övüyor, hediyeler alıyor. Fakat bir sınavdan düşük not aldığında anne sessizleşiyor. Elif, annesinin sevgisini “başarıya endeksli” olarak kodluyor.Yetişkin olduğunda işinde sürekli takdir bekliyor; onay almadığında değersiz hissediyor.

Bu örnek, birçok terapide yankılanan bir hikâyedir. Çocuklukta “aferin”le büyüyen bireyler, ilerleyen yaşlarda içsel değeri dışsal onayla karıştırırlar.


5. Ceza Sisteminin Derin Etkileri

Ceza, dışarıdan bakıldığında disiplin sağlar gibi görünür. Ama aslında çocukta korku, utanç ve suçluluk duygularını tetikler.

Bir çocuğun “hatalı davranış”tan öğrenebilmesi için güven duygusuna ihtiyacı vardır. Ceza ise güveni değil, korkuyu öğretir.Korkan bir çocuk davranışını kısa vadede bastırabilir ama uzun vadede öz denetim kazanmaz.


Örnek:

Ali, 6 yaşında. Kardeşine vurduğu için babası tarafından azarlanıyor. O an korktuğu için özür diliyor, bir süre sessiz kalıyor. Ancak birkaç gün sonra aynı davranışı tekrarlıyor. Çünkü Ali, “neden vurduğunu” değil, “vurursa ceza alacağını” öğrendi.

Davranış ortadan kalkmış gibi görünse de, altında yatan duygu – öfke, kıskançlık, dikkat ihtiyacı – çözülmediği için tekrar ortaya çıktı.


6. Ödül ve Ceza Arasındaki Ortak Nokta: Kontrol

Her iki yaklaşım da ebeveynin çocuğu kontrol etme arzusuna dayanır.Ödül, “benim istediğimi yaparsan” der; ceza da “benim istemediğimi yaparsan.”

Bu denklemin ortasında çocuk şunu öğrenir:

“Kendim için değil, başkası için davranırım.”

Zamanla kendi iç sesi silikleşir. “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerini “benden ne bekleniyor?” alır.Bu durum sadece çocuklukta değil, yetişkinlikte de kendini gösterir. Ödül-ceza sistemiyle büyüyen kişiler çoğu zaman kendi sınırlarını koruyamaz, “hayır” demekte zorlanır, ilişkilerinde onay arayışı içinde yaşar.


7. Neden Kısa Vadede İşe Yarıyor Gibi Görünür?

Çünkü çocuk korkar ya da heveslenir. Bu da davranışta geçici bir değişiklik yaratır. Ancak bu değişiklik, içselleşmiş bir öğrenme değil, uyum davranışıdır.

Davranışçılığın kurucularından Skinner bile daha sonra ödül-ceza sisteminin tek başına yeterli olmadığını kabul etmiştir. Çünkü insan, sadece davranış üreten bir varlık değil; duygusal, ilişkisel ve bilişsel bir bütündür.

Kısa vadede sessizlik sağlar, düzen sağlar — ama uzun vadede bağ zedelenir. Oysa çocuğun gelişimi, düzenle değil, bağla büyür.


8. Psikodinamik Bakış | “Sevilmek İçin İtaat Etmek”

Psikodinamik açıdan, ödül ve ceza sistemi çocuğun nesne ilişkileri (object relations) düzeyinde önemli izler bırakır.Çocuk, ebeveynin sevgisini “koşullu” hissettiğinde, iç dünyasında şu iki kutup oluşur:

  • Sevgi = Uyumluluk

  • Reddediş = Hata


Bu durumda çocuğun benliği ikiye bölünür:

  1. “İyi çocuk” — ödül alan, onaylanan taraf.

  2. “Kötü çocuk” — cezalandırılan, bastırılan taraf.


Terapide sık karşılaşılan “içsel eleştirmen” sesi, çoğu zaman bu dinamiğin sonucudur.Ebeveynin sesini içselleştiren çocuk, yetişkin olduğunda kendi kendine şu şekilde konuşur:

“Yeterince iyi olmalısın.”“Hata yaparsan kimse seni sevmez.”

Bu yüzden, ödül-ceza sisteminden uzaklaşmak sadece çocukluk dönemini değil, bir ömürlük psikolojik sağlığı etkileyen bir meseledir.


9. Ebeveynin Kendi Geçmişiyle Bağlantısı

Ebeveynin ödül ya da cezaya yönelmesi, çoğu zaman kendi çocukluk deneyimlerinden gelir.Birçok anne baba, çocukluğunda şu mesajları almıştır:

  • “Aferin alırsan değerlisin.”

  • “Kötü not getirirsen utan.”

  • “Sessiz olursan uslusun.”

Bu kalıplar bilinçdışında yaşamaya devam eder.Ebeveyn, farkında olmadan çocuğuna aynı dili aktarır. Çünkü o dil, sevginin dili olarak kodlanmıştır.

Klinik ortamda sık duyulan bir cümle:

“Ben sadece aferin alınca sevildiğimi bilirdim.”

Ebeveynlikte dönüşüm, bu farkındalıkla başlar. Kendi geçmişini anlamayan bir ebeveyn, çocuğun davranışını anlamakta da zorlanır. Çünkü çocuk davranışı, çoğu zaman ebeveynin bastırılmış taraflarına dokunur.



10. Peki Yerine Ne Koyabiliriz?


a) Bağ Odaklı Disiplin

Ceza ya da ödül değil, bağ üzerinden sınır koymak.

“Kardeşine vurmak yok, çünkü bu canını yakar. Sinirlendiğini fark ettim. Gel, birlikte bir çözüm bulalım.” Bu cümlede sınır nettir ama ilişki kopmamıştır.

b) Duyguyu Anlamak

Davranışın arkasında bir duygu vardır.

“Oyuncağını fırlattın, galiba çok sinirlendin. Şu an konuşmak ister misin, yoksa biraz dinlenmek mi?”Bu yaklaşım çocuğa “duygum fark edildi” deneyimi yaşatır. Bu, duygusal regülasyonun ilk adımıdır.

c) Doğal Sonuçlara İzin Vermek

“Montunu giymediğinde üşüyebilirsin.” Bu bir ceza değildir. Doğal sonucu yaşamaktır. Çocuk, deneyimle öğrenir.

d) Süreci Övmek, Sonucu Değil

“Bu resmi çizerken çok uğraşmışsın.”Süreç odaklı geri bildirim, çocuğun çabasını fark eder.“Ne kadar güzel olmuş!” demek yerine, “Çok emek vermişsin, fark ettim.” demek, çocuğun içsel motivasyonunu güçlendirir.

11. Yeniden Bağlanma Anları

Bazen ebeveynler sinirlenir, bağırır, hatta ceza verir.Bu insanidir. Önemli olan, ilişkiyi onarmaktır.

“Az önce sana bağırdım, keşke farklı davransaydım. Üzgünüm.”

Bu cümle, çocuğa özür dilemenin ne olduğunu öğretir. Aynı zamanda ebeveynin sevgi ve öfkesinin birlikte var olabileceğini gösterir. Çocuk böylece “hata yaptığımda bile ilişki bozulmaz” duygusunu içselleştirir.


12. Yaş Gruplarına Göre Örnekler


a) Okul Öncesi Dönem (3–6 Yaş)

Bu yaşta çocuklar henüz soyut düşünemez. “Kurallar” ve “sonuçlar” onlar için deneyimle öğrenilir.Bu nedenle ceza korkutucu, ödül ise büyüleyici görünür. Ama ikisi de çocuğun iç dünyasını şekillendirmez; sadece davranışı yönlendirir.


Yanlış yaklaşım:

“Eğer oyuncaklarını toplarsan sana dondurma alırım.”

Alternatif:

“Oyuncaklar yerde kaldığında ayağın takılabilir. Hadi birlikte toplayalım.”

Burada çocuk hem nedenini anlar hem de ilişki içinde öğrenir.Ebeveynin yanında, güvenli bir şekilde sınırla tanışır.

Bu dönemde özellikle bağ kurma ritüelleri önemlidir:

  • Birlikte toplama,

  • Hikâyeleştirerek öğretme,

  • Sonuç yerine süreci övme (“Kendi başına denedin, fark ettim”).


Örnek:

“Sen kendi kendine giyinmeye çalıştın, aferin” yerine“Kendin giyinmeye çalışman hoşuma gitti, çok uğraştın.”

Bu fark, dışsal övgüyü değil, içsel farkındalığı pekiştirir.


b) İlkokul Dönemi (7–11 Yaş)

Bu yaşta çocuklar artık neden-sonuç ilişkisini daha iyi kurabilir. Ancak ebeveynle bağ hâlâ temel motivasyon kaynağıdır.


Yanlış yaklaşım:

“Eğer ödevini bitirirsen tablet oynayabilirsin.”

Bu cümle çocuğa şunu öğretir: “Ödev sıkıcı, tablet eğlenceli. O zaman ödevi sadece tablete ulaşmak için yaparım.”


Alternatif:

“Ödevini yaparken hangi kısım zor geldi, birlikte bakalım mı?”ya da“Bugün öğrendiğin şeylerden en ilginç olanı neydi?”

Bu yaklaşım, çocuğu performans değil, öğrenme süreciyle ilişkilendirir.

Ayrıca, bu dönemde sorumluluk duygusu kazandırmak için “doğal sonuçlar” kullanılabilir:

“Çantasını toplamayı unuttuğunda, yarın aradığını bulamayabilirsin. İstersen birlikte kontrol edelim.”

Bu, cezalandırmak değil; yaşamın doğal akışını deneyimlemektir.


c) Ergenlik Dönemi (12 Yaş ve Üzeri)

Ergenlikte birey olma, kimlik kurma ve bağımsızlık ön plana çıkar.Bu dönemde ödül ve ceza sistemleri çoğunlukla ilişkiyi koparır. Çünkü ergen, kontrol edilmeye değil, anlaşılmaya ihtiyaç duyar.


Yanlış yaklaşım:

“Telefonunu elinden alıyorum, çünkü kurallara uymadın.”

Bu yaklaşım, gücü koruma çabasıdır. Ergen için ise otoriteye karşı direnç nedeni olur.

Alternatif:

“Telefon meselesinde aramızda bir çatışma var gibi. Bu konuda birbirimizi nasıl anlayabiliriz, konuşalım mı?”

Bu tür bir iletişim, ergenin sınırlarını tanırken aynı zamanda ilişkiyi sürdürür. Ebeveyn rehberlik eder ama kontrol etmez.

Bu yaşlarda amaç, çocuğun içsel rehberini güçlendirmektir. Artık “benim için” değil, “kendi değerlerim için” davranmayı öğrenir.


13. Ebeveynler İçin Farkındalık Soruları

  1. Çocuğum bir davranışı yapmadığında, ben hangi duyguyu hissediyorum? (öfke, yetersizlik, kontrol kaybı?)

  2. O anda çocuğumun davranışıyla bana ne anlatmaya çalıştığını fark edebiliyor muyum?

  3. Davranışa tepki verirken, amacım öğretmek mi yoksa kontrol etmek mi?

  4. Çocuğuma “neden” sorusunu sormak yerine “ne hissettin” sorusunu ne sıklıkla soruyorum?

  5. Onunla kurduğum ilişki, korkuya mı yoksa güvene mi dayanıyor?

Bu sorular, ebeveynlikte duygusal farkındalık yaratır. Çünkü her tepki, ebeveynin kendi iç dünyasından süzülür.


14. Ödül ve Ceza Yerine Kullanılabilecek İletişim Cümleleri

Durum

Geleneksel Yaklaşım

Alternatif, Bağ Odaklı Yaklaşım

Oyuncağını toplamıyor

“Toplamazsan çikolata yok.”

“Oyuncaklar yerde kalınca ayağın takılabilir, hadi birlikte toplayalım.”

Dersini yapmak istemiyor

“Yapmazsan tableti alırım.”

“Bugün yorgun gibisin, istersen biraz dinlenip sonra birlikte başlayalım.”

Kardeşine vuruyor

“Bir daha vurursan dışarı çıkamazsın.”

“Kardeşine vurduğunda o canı yanıyor. Ne kadar sinirlendiğini fark ettim, bunu konuşabiliriz.”

Yemek seçiyor

“Yemeğini bitirmezsen tatlı yok.”

“Bu yemeği sevmemiş gibisin, istersen tadına birlikte bakalım.”

Odasını toplamıyor

“Odanı toplamazsan parka gitmiyoruz.”

“Odanda karışıklık seni de rahatsız ediyor mu? İstersen birlikte düzenleyelim.”

Bu dil, cezalandırmadan sınır koymayı, ödül vermeden rehberlik etmeyi sağlar.Çocuk, davranışın anlamını öğrenir, kendini suçlu değil, sorumlu hisseder.


15. Nörobilimsel Bir Hatırlatma

Ödül ve ceza kısa vadede davranışı etkiler,ancak uzun vadede beynin duygusal regülasyon sistemini şekillendirir.

  • Ödül, dopamin sistemini uyararak kısa süreli motivasyon sağlar.

  • Ceza, kortizol salgısını artırarak stres yaratır.

  • Bağ kurmak ise oksitosin salgısını destekler — bu hormon güven ve aidiyet hissini güçlendirir.

Yani biyolojik düzeyde bile “bağ kurmak”, hem öğrenmeyi hem de duygusal dayanıklılığı destekleyen bir süreçtir.


16. Disiplinin Asıl Anlamı

“Disiplin” kelimesi Latince disciplina kökünden gelir; “öğrenmek” ve “rehberlik etmek” anlamına. Yani disiplin, cezalandırmak değil, öğretmektir.

Modern ebeveynlikte disiplin çoğu zaman kontrolle karıştırılıyor. Oysa sağlıklı disiplin, çocuğa dışsal değil, içsel rehberlik kazandırmaktır.

Disiplin, çocuğa “senin duygularını önemsiyorum” mesajını verir. Ceza, “seni durdurmak istiyorum” der. Ödül, “seni yönlendirmek istiyorum” der. Ama bağ odaklı disiplin, “seni anlamak istiyorum” der.


17. “Yeterince İyi Ebeveynlik”

Donald Winnicott’un kavramlaştırdığı “yeterince iyi ebeveyn” kavramı burada yol göstericidir. Mükemmel olmak değil, tutarlı ve güvenli olmak önemlidir.

Ebeveyn bazen sinirlenebilir, bağırabilir, hata yapabilir. Ama ilişkiyi onardığında çocuk şunu öğrenir:

“İlişkiler bozulabilir ama yeniden kurulabilir.”

Bu farkındalık, hem duygusal dayanıklılık hem de öz saygı için çok değerlidir.

Çocuklar, davranışlarıyla bize hep bir şey anlatırlar.Bizim görevimiz onları susturmak değil, duymaktır.

Anasayfamızı da ziyaret edebilirsiniz.


İletişim ve Randevu

Adres: Şişli - İstanbul


E-posta: info@cansuvarol.com        Telefon: +90 530 403 05 90


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page