Jinekolojik Travmalar ve Psikoterapi
- Cansu Varol
- 23 Mar 2021
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 gün önce

Jinekolojik Travmalar ve Psikoterapi: Travma, Sadece Acı Değil; Aynı Zamanda Sessizliktir
Kadın bedenine dair tıbbi süreçlerin çoğu zaman yeterince konuşulmadığı, hatta zaman zaman normalleştirildiği bir toplumda, jinekolojik travmalar hem görünmez hem de içselleştirilmiş bir acı olarak yaşanır. Bu travmalar, yalnızca fiziksel bir müdahaleden ibaret değildir; kişinin ruhsallığında, beden algısında ve kadınlık kimliğinde derin izler bırakabilir. Üstelik bu izler, çoğu zaman sessizlikle, utançla ve yalnızlıkla birlikte taşınır.
Bir jinekolojik muayene bile —eğer fizyolojik duyarlılığa saygı gösterilmeden yapılırsa— travmatik bir deneyime dönüşebilir. Hele ki bu süreç cinsel sağlık, doğurganlık, beden bütünlüğü ve kimlik gibi derin konularla birleştiğinde, ortaya çıkan psikolojik etki, kişinin hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir.
Jinekolojik Travmalar Nelerdir?
Jinekolojik travma, kişinin jinekolojik süreçlere bağlı olarak yaşadığı fiziksel, duygusal ya da psikolojik etkilerin tamamını kapsayan bir terimdir. Bunlar tek seferlik deneyimler olabileceği gibi, kronikleşmiş, zamanla katmanlanan süreçler de olabilir. Travma, yalnızca “ne yaşandığı” ile değil, “yaşananın kişinin ruhsallığında ne tür izler bıraktığıyla” ilgilidir.
Yaygın Jinekolojik Travmalar:
Travmatik muayene deneyimleri
Cinsel yolla bulaşan hastalık teşhisi
Jinekolojik ameliyatlar (örneğin histerektomi, miyom ameliyatı)
Zorlayıcı doğum süreçleri
Kürtaj deneyimi
Kısırlık teşhisi ve tedavi süreci
Endometriozis gibi kronik hastalıklar
Cinsel şiddet ve istismar
Bu deneyimlerin her biri, kadının beden algısını, cinselliğe bakışını, ilişkilerini ve temel kimlik bileşenlerini etkileyebilir. Kimi zaman hastalığın kendisinden çok, o hastalığın yaşanma biçimi —yani muayene süreci, hekimin tutumu, kişinin çevresinden aldığı tepkiler— travmanın kendisini yaratır.
Muayene, Tanı ve Teşhis Süreci: “Acıdan Çok Sessizlik Yaralıyor”
Jinekolojik muayeneler, kadınlar için oldukça özel ve savunmasız bir alandır. Fiziksel olarak açıkta kalmak, yabancı bir ortamda, çoğu zaman yeterli açıklama yapılmadan müdahaleye maruz kalmak; yalnızca bedeni değil, ruhsal sınırları da tehdit edebilir. Normalde acı vermesi beklenmeyen muayeneler bile; acemilik, ihmal ya da ilgisizlikle can yakıcı hâle gelebilir.
Tanı Almak: Ruhsallığın Sarsılması
Bir hastalıkla yüzleşmek, insanın yaşamına dair tüm anlatısını sarsabilir. Teşhis anı, bir dönüm noktasıdır: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Özellikle jinekolojik hastalıklar, kadınların bedenine, cinselliğine, doğurganlığına doğrudan temas ettiği için sadece “hastalık” değil, “bedensel benlik” algısına da müdahale eder. “Kadınlığım eksiliyor”, “Artık annelik yapamayacağım”, “Sevilemem” gibi duygular ve düşünceler bilinçli ya da bilinçdışı düzeyde ortaya çıkabilir.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar: Utanç, Öfke ve Yalnızlık
CYBH tanısı almak, bireyin yalnızca fiziksel sağlığını değil, ilişkisel ve sosyal güvenliğini de tehdit eden bir deneyim olabilir. Bu tanı, birçok kadında “kirliyim”, “ayıplıyım”, “istenmeyeceğim” gibi düşünceler doğurabilir. Partnere karşı duyulan öfke, güven kaybı ve kafa karışıklığıyla baş etmek zorlayıcıdır.
Etiketlenme ve Utanç
Toplumsal cinsiyet normları nedeniyle, cinselliğe dair her türlü açık ifade kadınlar için hâlâ “ayıp”, “mahrem” ve “tehlikeli” olarak kodlanır. Bu nedenle CYBH tanısı, yalnızca bir sağlık sorunu değil, toplumsal bir “etiket” hâline gelebilir. Bu etiketlenme riski, kişiyi içe çekilmeye, sessizleşmeye ve sosyal izolasyona sürükleyebilir.
Jinekolojik Operasyonlar: Bedenin Değil, Benliğin de Kaybı
Jinekolojik operasyonlar —özellikle doğurganlıkla ilişkilendirilen organlara yapılan müdahaleler— bireyde yalnızca fiziksel değil, ruhsal bütünlük algısında da çatlaklar yaratabilir. Bir rahmin alınması, yumurtalıkların çıkarılması, vajinal yapıya yapılan cerrahi müdahaleler; yalnızca “organ kaybı” değil, çoğu kadın için bir “kimlik kaybı” olarak da deneyimlenir.
Operasyonun Öncesi ve Sonrası
Ameliyat süreci yalnızca ameliyat günüyle sınırlı değildir. Tanının konulduğu an, operasyona hazırlık dönemi, iyileşme süreci, bedensel değişikliklerin algılanması gibi birçok evreden geçilir. “Artık ben kimim?”, “Bedenime yabancılaştım”, “Cinsel olarak işlevsiz miyim?” gibi düşünceler bu sürecin parçasıdır.
Psikodinamik Açıdan Jinekolojik Travmalar
Freudyen ve post-Freudyen kuramlar, bedenle ruhsallık arasında ayrılmaz bir bağ kurar. Beden yalnızca bir taşıyıcı değil; duyguların, arzuların, kimliğin ve travmanın taşıyıcısıdır.
Lacan’ın Gözünden: Beden ve Kimlik
Jacques Lacan, bedenin, kişinin öznel varoluşunun temel yapıtaşı olduğunu savunur. Lacan’a göre bedenle ilgili her travma, bireyin “ben kimim?” sorusuna verdiği yanıtı sarsabilir. Rahmin alınması, kısırlık tanısı, vajinaya dair travmatik bir deneyim; bireyin yalnızca fiziksel bütünlüğünü değil, kadınlık kimliğini de tehdit edebilir.
Bu tehdit, doğrudan bilinçdışı alanda kendini gösterir: rüyalar, kaygı, bedene yabancılaşma, cinsel isteksizlik gibi yollarla yüzeye çıkabilir.
Jinekolojik Travmalar ve Psikoterapi: Yaraya Dönüp Bakmak
Jinekolojik travmalarda, birey travma anına dönecek cesareti bulmakta zorlanabilir. Çünkü çoğu zaman bu deneyimler hem mahremdir, hem de kişinin “anlatılamaz” olarak kodladığı duygularla doludur. Terapi, bu sessizliğin dile geldiği ilk yer olabilir.
Terapide Ruhsal Alan Açmak
Terapi, sadece “konuşma” değil, duyguların tanınması, taşınması ve yeniden yapılandırılması sürecidir. Jinekolojik travmalarla çalışan bir terapistin, bireyin bedeniyle ilişkili duyarlılıklarını fark etmesi, söze dökülmeyen duygu ve sembolleri okuyabilmesi gerekir. Çünkü bu tür travmalar, çoğu zaman sözsüz bir biçimde aktarılır: sessizlik, göz teması kuramama, bedensel gerginlik gibi.
Eşlik, Anlamlandırma ve Onarım
Judith Herman’a göre, travma bireyin öznel bütünlüğünü tehdit eder. Bu nedenle terapist, yalnızca bilgili değil; aynı zamanda eşlik edici, taşıyıcı ve sabırlı olmalıdır. Travmaya ait parçaları birlikte taşıyabilmek, bireyin yalnız olmadığını, acısının geçerli olduğunu hissettirmekte en önemli adımdır.
Kimler Terapiye Başvurabilir? | Klinik Psikolog Cansu Varol
Jinekolojik travmalar herkes için aynı etkiyi yaratmaz. Ancak aşağıdaki deneyimleri yaşamış bireylerde psikolojik destek arayışı sıklıkla görülür:
Doğum sonrası depresyon yaşayan kadınlar
Kürtaj sonrası suçluluk ve yas yaşayanlar
Cinsel istismar geçmişi olan bireyler
Kısırlık tanısı sonrası yoğun stres yaşayan çiftler
Beden algısı bozulan ve kendini yabancı hisseden kadınlar
Pelvik ağrı ve kronik rahatsızlıklar yaşayanlar
Bu kişiler terapiye yalnızca “acıdan kurtulmak” için değil, bu deneyimlerle yeni bir ilişki kurmak, onları anlamlandırmak ve yaşamlarına entegre edebilmek için başvururlar.
Bedenle Yeniden Temas, Sessizlikle Yeni Bir Dil Kurmak
Jinekolojik travmalar, kadın ruhsallığında derin izler bırakabilir. Ancak her iz, aynı zamanda bir anlatının da parçasıdır. Terapi, bu izleri suçlulukla değil; merakla, şefkatle ve anlayışla görmeyi mümkün kılar. Kadının kendi bedeniyle yeniden temas kurması, yalnızca travmanın iyileşmesi değil; aynı zamanda öznel bir doğumdur.
Bazen yalnızca şu cümle bile iyileştirici olabilir:“Bedenimden utanmıyorum. Yaşadıklarımı inkâr etmiyorum. Artık kendime yakınım.”
Anasayfamızı da ziyaret edebilirsiniz.
İletişim ve Randevu
Adres: Uma Psikoloji -Şişli İstanbul
E-posta: info@cansuvarol.com Telefon: +90 530 403 05 90
Comments